Dijital çağ geliştikçe, insanların duygularını ve düşüncelerini aktardığı, paylaştığı araçlar değişmeye başladı. Artık sadece aileleriyle ve arkadaşlarıyla değil, dijital makinelerle yani yapay zeka ile ‘’dertleşme’’ trendi rol almaya başladı. Çünkü saat kaç olursa olsun, dertleri ve sorunları dinleyen, kullanıcıya uyumlu ve istediği cevapları veren, farklı perspektiflerden değerlendirmeler yapan araçlar hayatımızda büyük bir yer kaplıyor durumda. Bu gelişmeler çoğu insanın aklına büyük bir soru getiriyor: Yapay zeka gerçekten de psikologların yerini alabilir mi? Dijital empati gerçekten insanları iyileştirici bir noktada mı?
Bu soruların cevaplarını bulabilmek için bence incelememiz gereken en önemli kavramlardan biri terapötik ilişki olacaktır. Terapötik ilişki, psikoloji literatüründe güvene dayanan danışan ve terapist arasındaki bağ anlamına gelir. Carl Rogers’a göre terapötik ilişkinin temelinde empati, içtenlik, koşulsuz olumlu kabul yatar. Etik sınırlar dahilinde güvenli bir alan oluşturulup danışanın duygu ve düşüncelerinin paylaşılması sağlanır. Yapay zekanın, gerçek bir danışan-psikolog ilişkisinden ayrıldığı kritik kısım tam olarak da burası diyebiliriz. Yapay zeka yalnızca yazılanı okuyarak ve analiz ederek, duyulmak isteneni kullanıcıya söyler. Yani empatiyi deneyimlemez, yalnızca simüle eder. Kullanıcının aktardıklarını, farklı kelimeler kullanarak yine kullanıcıya aktarır. Fakat bu durumun bu kadar güncel hale gelmesinin bazı sebepleri olabilir . Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yapay zeka terapistliğinin bu kadar popüler olmasının sebeplerinden biri, insanların yapay zeka ile sorunlarını paylaştıklarında yaşadıkları stresin düşük bir seviyede olması olabilir. Yargılanma kaygısı olmadan anonim bir şekilde yapılan paylaşımlar kişide kısa süreli stres kaybına da yol açıyor. Ama uzmanlar bu durumun kesinlikle terapötik ilişki ile karıştırılmaması gerektiğini söylüyor.
Akla gelen bir diğer soru ise ‘’İnsanlar bir makineye neden içini dökme ihtiyacı hissediyor?’’ olacaktır. Görülme ve anlaşılma ihtiyacı burada kilit rol oynuyor diyebiliriz. İnsanları sıkılmadan ve yorulmadan dinleyip uyumlu cevap veren bu araçlar, kişilerde görünme arzusunu karşılıyor olabilir. Kesintisiz bir dinlenme fırsatı, birçok kişiye cazip gelecektir. Üstüne, kişiye uygun ve uyumlu cevaplar üreten bu araçlar, kullanıcıda anlaşılma isteğini de gideriyor olacaktır. Aynı zamanda yapay zekayı çokça kullanan kişiler insan ilişkilerinden de kaçış eğilimi
gösteriyor olabilir. Yargılanma, eleştirilme kaygısı olmadan dinleniyor ve anlaşılıyor olma hissi bu araçları kullanma oranını arttırıyor olacaktır. Tüm bunlar, kişide kısa süreli stres kaybına sebep olup kişiyi rahatlatsa da iyileştirici güç terapötik ilişkide saklıdır. Yapay zeka insanı sakinleştirir, kısa süreli bir doyuma ulaştırır fakat terapötik ilişkiyi kişiyi dönüştürmeyi amaçlar. Terapist, bazen kişinin sustuğu anlar ki duygularına bile şahit olurken, yapay zeka sadece kullanıcının ona aktardıklarıyla sınırlıdır. Bu nedenle dijital herhangi bir araç, insan üzerinde herhangi iyileştirici bir etkiye sahip olmayacaktır.



