Toplum & Kültür

Akışına Bırakmak: Endişeden Teslime

Koca ömür iki dakikaya sığar mı?

by Zeynep Canlı, Psikoloji Öğrencisi

Zeynep Canlı

Yazan

Zeynep Canlı

Psikoloji Öğrencisi

Profil →

Bazen sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren başımızdan geçecek şeylerin ihtimalini düşünmeden yaşarız günleri. İyi veya kötü. Ya da bazen o kadar çok düşünürüz ki o gün olacakları, kendimizi içinden çıkılmaz bir kuyuda hesap kitaplarımızla baş başa buluruz. Olur ya bazen de bizi bekleyenlere değil geride bıraktıklarımıza takarız kafayı. Geride bıraktığımız anılar, mekanlar ve insanlar. Hayat tam olarak önden kestirilemeyen, başımızda ağrılar oluşturan bu gelgitlerin toplamı aslında. Her gece başımızı yastığa koyduğumuzda zihin defterine yazacağımız cümleleri; o günün getirdikleri, getiremedikleri ve bizden alıp götürdükleri belirler. Hepimiz yaşıyor, yaşlanıyor, sevdiklerimize veda ediyor ve ölüyoruz. Yas yalnızca birinin bu dünyadan ayrılmasıyla karşımıza çıkmaz. Bazen dile getirilmemiş bir cümlenin, bazen kokusunu hatırlayamadığımız bir evin, bazen de bir daha eskisiyle aynı olamayacağını düşündüğümüz o eski “ben”in ardından tutulur. Yaşadığımız olay ne kadar ağırsa bize kattığı ders de o kadar anlamlı olur. Yine de insan acılarının toplamından daha fazlasıdır. Yaşam ise yapısı gereği bir koleksiyon, bir biriktiriş sanatıdır. Biriktirişin yanı sıra bazen de bir vazgeçiş ve yitiriş sürecidir. Ölüm düşüncesi bu örgüde bize zamanın ne kadar dünyevi ve tutunduğumuz dalların ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır. Ancak ne kadar derin bir kuyuya düşersek düşelim güneş yine aynı bihaberlikle doğmaya devam eder, takvim yaprakları yine eskir.

Dikene Bakıp Gülü Görebilmek:

Devam etmek, geride kalanları unutmak ya da acıya göz yummak demek değildir. Devam etmek, en koyu karanlıkta bile şafağın geleceğini bilmektir. Şems-i Tebrîzî’nin de söylediği gibi:

"Sabretmek öylece oturup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü hayal edebilmektir."

Günün sonunda zihnimizi yoran kaygılar ve “keşkeler” aslında hayatın kontrol edilemeyen kısımlarını, kontrol etme çabamız sonucu doğan beyhude çığlıklardır. Nihayetinde elimizden gelen en büyük devrim, endişenin yerini şefkatli bir teslime bırakabilmektir. Geleceğin getireceklerini umutla karşılamak ve geçmişin götürdüklerini sevgiyle uğurlamak. Geceye bakıp güneşi düşleyen kalpler bilir ki kaçsak da çabalasak da kader kendi çizgisinde usulca ilerler ve vaktini bekleyen her şey eninde sonunda tecelli eder.

Bana tüm bu satırları yazdıran şey, bir hastanenin acil servisinde zamanın donduğu birkaç dakikaydı. Gözlerimin önünde bir yaşamın son nefesi sessizce havaya karıştı; bir insanın gidişine, ölümün o soğuk ve keskin gerçekliğine tanık oldum. Fakat henüz o ağırlığı omuzlarımdan atamamışken sadece iki dakika sonra yan koridordan yeni doğan bir bebeğin ilk ağlama sesi yükseldi…

Ölüm ve doğum, yas ve mutluluk, son ve başlangıç... Hepsi birbirine yalnızca iki dakikalık bir koridor kadar yakındı. Hayat tam olarak bu işte; bir tarafta kapanan kapıların soğuğu, diğer tarafta inatla başlayan nefeslerin sıcaklığı.

Böylesi bir dünyada, kendi derdimizin kuyusundan çıkıp başkalarına kulak verebilmek büyük bir kıymet taşır. Birbirimizin sessizliğini, acısını ve kahkahasını duyabildiğimizde dinlediğimiz her hikayeden kendimize bir parça hayat tecrübesi çıkarırız. Bazen dostunla balkonda içtiğin bir kahve ya da terapistinle olayları sindirmek için sessizce beklediğin 3 dakika hayata devam etme gücü verir. İnsan başkalarının acısına körleşmemeli; konuşmalı, paylaşmalı ve yüklerini hafifletmeli. Nihayetinde bizi iyileştiren şey birbirimizin kalbine dokunabilme ve bu kalabalığın içindeki yalnızlıkta yan yana durabilme cesaretidir. Hayat ne kadar zalim de olsa önümüzde seçim yapabilme fırsatımız varsa bir yerlerde hala umut var demektir.

Yazıyı Kemal Sayar’dan bir cümleyle noktalamak istiyorum:

"Kalplerimiz ve ruhlarımız birbirine değdiğinde yollarımız sabahçı kahvelerinde kesiştiğinde her birimizin acısını müşterek acımız bildiğimizde umut şehri büyüyecek."

 

Hoş geldin Eren bebek!

İlgili Yazılar