Klinik Psikoloji

İLİŞKİLERDE GÜVENLİ SINIRLAR: AŞILAN GÖRÜNMEZ ÇİZGİLER

Sağlıklı sınırlar, geçmişin korkularıyla bugünün sevgisi arasındaki dengeyi kurar.

by Selin Kurt, Psikoloji Öğrencisi

Selin Kurt

Yazan

Selin Kurt

Psikoloji Öğrencisi

Profil →

Günümüz dünyasında sağlıklı ilişki deyince herkesin aklına farklı tanımlamalar gelir. Bazıları sağlıklı bir ilişkide kusursuz bir uyum ararken bazı kişiler de sağlıklı bir ilişkinin şeffaf ve açık iletişim yoluyla sağlanacağını savunur. Sanılanın aksine sağlıklı bir ilişkiyi tanımlamak o kadar da kolay değildir, çünkü her partnerin ilişki dinamiği birbirinden oldukça farklıdır. Sağlıklı ilişki tanımlaması yaparken ortak bazı noktalara değinebiliriz: karşılıklı sessiz bir güven, kişinin üzerinde dengesini kaybetmediği bir terazi, kendini kanıtlama hırsının minimuma düştüğü bir iletişim...


Modern dijital dünyaya baktığımızda ise ilişki dinamiklerinin bir parçası olarak pazarlanan bazı davranışlar sağlıklı bir ilişkinin sınırlarını aşabiliyor. Partnerden konum paylaşmasını istemek, sürekli haber verir durumda olmak, sosyal medya hesaplarına erişim istemek gibi davranışlar, dijital dünyada ‘ilgi ve güven’ olarak yansıtılsa da bireylerin kendi kimliklerini zedeleyecek durumlara sebebiyet verebilir. Bu tarz taleplerde görünmeyen bir sınır aşımı vardır. Sevgi ve kontrol arasındaki bu ince çizgi kişilerin benliklerine zarar verir.


Bireylerin yalnız kalmak istemesi, arkadaşlarıyla vakit geçirmek istemesi partnerine ilgi göstermiyor ya da bu kişilerin ilişki dinamikleri zayıf demek değil, aksine kişilerin bireyselliklerini koruyabildiklerini gösterir. Buradaki güvenli sınırlar da ilişkinin sağlıklı dinamiği açısından çok önemlidir. Çünkü sınırların olmadığı ilişkilerde kişi sürekli denetim altında hissedip kontrol edilmeye çalışıldığını düşünebilir.


Peki bu kontrol etme çılgınlığı nasıl doğuyor olabilir? Psikodinamik bir yaklaşımı ele almak gerekirse Freud’a göre bireyin yetişkinlik dönemindeki ilişki örüntüleri, bebeklik döneminde ebeveyn veya bakımverenlerinin tutumlarından doğar. Çocukluk döneminde bakım verenleri tarafından aşırı kontrol edilen ya da tam tersine ihmal edilen bireyler, yetişkin ilişkilerinde sınır kurmakta zorlanabilirler. Örneğin sürekli denetlenen bir çocuk, sevgi ile kontrolü birbirine karıştırarak büyüyebilir. Bu durumda yetişkinlikte partnerinin her an nerede olduğunu bilmek istemeyi veya özel alan talep etmesini sevgisizlik olarak yorumlamayı normal görebilir. Freud'un bakış açısından değerlendirildiğinde birey geçmiş deneyimlerinden kaynaklanan bilinçdışı ihtiyaçları bugünkü ilişkilerine taşıyabilir. Bu nedenle güvenli sınırlar yalnızca ilişki içinde öğrenilen bir beceri değil, aynı zamanda kişinin geçmişten getirdiği ilişki kalıplarını fark etmesiyle de yakından ilişkilidir.


Freud'un kuramı bize bazen partnerimizle değil, çocukluğumuzdan kalan korkularla ilişki kurduğumuzu söyler. Bu nedenle kimi zaman terk edilmekten korktuğumuz için sınırları ihlal eder kimi zaman da incinmemek için duvarlar öreriz. Güvenli sınırlar ise ne duvar kadar uzak ne de iç içe geçecek kadar yakın olan; iki bireyin birbirini görebildiği sağlıklı bir mesafede kurulur.


Sevgi, partnerinizin hayatına sahip olmak değil, o kişiyle birlikte düz bir yolda yürümeyi öğrenebilmektir. Bazen sadece dinlemek, bazen yanında olduğunu hissettirmek, bazen de o kişinin kendi yolunda ilerlemesine izin vermek demektir. Bireyselliğe saygı duymayı öğrenen kişiler, sağlıklı bir ilişkinin içinde özgürce var olabilecektir.

İlgili Yazılar